Renkahenk Kitap Kulübü’müzün dokuzuncu ve bu sezonun son buluşmasında Richard Louv’un “Doğadaki Son Çocuk” kitabını konuştuk. Kitap Kulübü’ne katılan arkadaşlarımızın yaptığı yorumları ve incelemeleri derleyerek bir metin haline getirdim.
Eser, yalnızca bir pedagoji veya çevre kitabı değil; insan doğasına geri dönüş çağrısı. Louv, çeşitli ülkelerde yapılan çocuk araştırmalarını derleyerek okurlara sunmuş. Yazarımız, gazeteci ve kurgu dışı yazıyor. Kitap; 2005 yılında, Tübitak Popüler Bilim Kitapları serisinden Ceyhan Temürcü’nün iyi çevirisi ile dilimize kazandırılmış.
Renkahenk Kitap Kulübü
Louv, kapalı alanlarda yetiştirilen çocukları, “kutulanmış çocuklar” olarak adlandırıyor. Araba koltuklarında, pusetlerde, mama sandalyelerinde yetişenleri örnek veriyor. Günümüz için bunlara alış veriş merkezlerini de (AVM) ekleyebiliriz.
Doğa Yoksunluğu Sendromu
Çocuğun doğaya yabancılaşması, duyularını daha az kullanması, dikkat sorunları, fiziksel ve duygusal hastalıkların artışına neden olmakta. Yazar bunu “Doğa Yoksunluğu Sendromu” olarak adlandırıyor.
Daha açık yazmak gerekirse, doğal çevreden kopan çocuklarda; Dikkat Eksikliği ve Hiper Aktivite Bozukluğu (DEHB), obezite, beş duyuyu aktif kullanamama (duyusal körelme), depresyon ve anksiyete görüldüğünü anlatıyor.
Korumacı ebeveynlik ve korku kültürüne ciddi bir eleştiri var. Yazar; suçu teknolojiye atıp kenara çekilmiyor, yetişkinleri de masaya yatırıyor. Günümüzdeki aşırı korumacı ebeveynlik anlayışının (Aman üstün kirlenmesin! Aman böcek ısırır!) çocukları dört duvar arasına hapsettiğini söylüyor. Medyanın pompaladığı yabancı tehlikesi korkusunun, çocukların doğayı keşfetme özgürlüğünü nasıl ellerinden aldığını çok iyi analiz ediyor.
Yazarın, doğayı yalnızca hafta sonu gidilecek bir piknik yeri olarak görmemesi dikkat çekici. Louv'a göre doğa; çocuğun yaratıcılığını, problem çözme yeteneğini ve en önemlisi bağımsızlık duygusunu geliştiren en ucuz ve en etkili rehabilitasyon merkezi. Doğayla bağ kuramamış bir neslin, büyüdüğünde çevreyi ve dünyayı korumasını beklemenin de bir illüzyon olduğunu hatırlatıyor. Yani, doğada zaman geçirmek bir lüks değil, ihtiyaç.
Kitap karanlık bir tablo çizip moralinizi bozarak bitmiyor. Son bölümlere doğru aileler, okullar ve yerel yönetimler için çok pratik çözüm önerileri sunuyor. "Zenginleştirilmiş bir doğa deneyimi" için illa balta girmemiş ormanlara gitmeye gerek olmadığını; arka bahçelerin, mahalle parklarının, hatta bir ağaç gölgesinin bile çocuk için nasıl birer oyun alanına dönüştürülebileceğini anlatıyor.
Ekopsikoloji Hareketi
Edward O. Wilson’ın, “Ekopsikoloji Hareketi” kitapta şöyle tanımlanıyor: Doğayla ilişki içinde olmanın, insan sağlığına, konsantrasyon yeteneğine, oyunlardaki yaratıcılığına ve çevre sorumluluğuna temel sağlayabilecek bir bağın gelişmesine olumlu etkileri vardır.
Norveç’te ve İsveç’te okul öncesi çocuklarda yapılan bir araştırmada; düz zeminli çocuk bahçelerinde oyun oynayan çocuklar ile, ağaçların/kayaların arasında, engebeli arsada oyun oynayan çocuklar karşılaştırılmış. Bir yıllık sürenin sonunda ikinci grup çocukların, başta denge ve çeviklik olmak üzere hareket testlerinde daha başarılı oldukları bulunmuş. Akademik başarının da böylelikle geldiğini kitabın çeşitli bölümlerinde belirtmektedir.
Kültürel Otizmin Yükselişi
Daniel Yankelovich, teknolojik yaklaşımı saplantılı bulmaktadır. Reed’e göre dünyamızı doğrudan deneyimleme yeteneğimizi kaybetmekteyiz. Reed ve Dewey’e göre, doğayı deneyimlemenin yerini televizyonlar ve elektronik aletler almıştır. Çocuklar, görme ve işitme duyularını tek yönlü olarak deneyimlemektedir. Halbuki onlar beş duyuyu kullanarak dış dünyayı, iç dünyalarına aktarırlar. Her çocuk çevresiyle etkileşime girer. Zengin, doğal ve sınırlı olmayan bir çevre, bireyin gelişmesine katkıda bulunur. Bilgisayar önünde daha az zaman geçiren bireylerde depresyon ve yalnızlık düzeyi düşüktür.
Doğa Zekâsı “Dikkat Etmek”
Howard Gardner, IQ testlerinde ölçülen zekâ türlerine “doğa” zekâsını da eklemiştir (Harvard Üniversitesi,1983). Doğa zekâsı, bitkileri, hayvanları, bulutları, taşları ve diğer doğa öğelerini tanıma yeteneğidir. Unutmayalım ki, atalarımız hayatta kalabilmek için etçil hayvanları, zehirli yılanları, lezzetli mantarları ayırt etmeye ihtiyaç duyardı.
Sağaltıcı Ortam
Seattle Çocuk Hastanesi raporuna (Nisan 2004) göre okul öncesi çocukların televizyon izlemekle geçirdiği her bir saat, yedi yaşına geldiğinde konsantrasyon sorunları ve DEHB belirtilerini yüzde on arttırmaktadır.
İsveç Gävle Uppsala Üniversitesi, Konut ve Şehir Araştırma Enstitüsü’nde Uygulamalı Psikoloji Uzmanı olan Terry A Hartig’in yaptığı çalışmada; doğal alanlarda gezen DEHB’li çocuklar, yeşil öğelerden yoksun mekânlarda oynayanlara göre daha az yazı hataları yapmıştır.
Kaiser Aile Vakfı İşbirliği’yle 2005-2006 yıllarında yayımlanan çalışmaya göre; altı yaşa kadar olan çocukların üçte biri, televizyonu açık bir evde büyümüştür. 8-18 yaş çocukları ortalama 6,5 saatlerini elektronik sisteme bağlı olarak geçirmiştir. Araştırmacılar, birden fazla cihazı aynı anda kullanabildikleri için bu çocuklara “Çoklu İşlem Kuşağı” adını vermişler. Bu tanım size tanıdık geliyor mu?
Ekofobi
Çevre kazaları, orman halklarının başlarına gelen feci olayları anlatan videoların, daha çok sığır yetiştirmek için yağmur ormanlarının kesileceği haberlerinin izletilmesi, doğa suistimallerinin artık başa çıkılamayacak bir hal aldığı izlenimi vermektedir. Ekofobi, yani doğanın kötüye gideceğine dair korku, çocukların doğadan uzaklaşmalarına neden olabilir. Halbuki çevreci bir müfredat çocukları doğaya bağlayabilir.
Richard Louv diyor ki; “Anne ve babaların, çocuklarını yetiştirirken onlara özdisiplin aşılamaları önemlidir, ama yaratıcılığı ve merak duygusunu beslemeleri de önemlidir.”
Bu yazıyı okuyanlara sormak isterim. Toplumumuzda Doğa Yoksunluğu Sendromu’nu ne zaman hissettiniz? Hangi kuşakta başladı? Çocuğumuzun dizini kanatması gibi korkuları düşünürsek ebeveynler olarak güvenliği fazla mı abartıyoruz? Kedi ve köpekten korkma, korkunun ailelerden çocuklara aşılanması ne zaman başladı? Dijital dünyanın bu korkuları pompalamakta bir araç olduğu gerçeğini göz ardı etmeyelim.
Doğadan kopuş; ağaçların yakılması, maden sevdasına yüzyıllık ağaçların bir gecede kestirilmesi, kedi ve köpek katliamlarına varan kötü şeylere değin uzanıyor.
Dijital dünya, çocukları ve büyükleri doğadan kopardı. Korkular, bu kanalla içimize yerleştirildi. “Doğadaki Son Çocuk” kitabını okuduktan sonra çocuğunuza veya kendinize elektronik bir şeyler ya da bilgisayar oyunu almak yerine, eline bir büyüteç verip bahçedeki karıncaları incelemeye göndermek isteyeceksiniz.
Richard Louv; Doğadaki Son Çocuk: Çocuklarımızdaki Doğa Yoksunluğu ve Doğanın Sağaltıcı Gücü. Çev. Ceyhun Temürcü; TÜBİTAK Yayınları, 2005, 317s.
Hedef Kitle-Tür: Gençlik-Yetişkin – Kurgu Dışı

